
Öğrencilerimizin yaptıkları
10-B Turgut KAÇAN Mustafa YORGA
bir firma yetkilisine soru?
- Ustaların eğitimli olması masif parkenin kalıcılığını direk olarak etkileyen bir faktördür. Sizce ustalar nasıl bir eğitim almalılar?
- Ustalar meslek okullarında eğitilmelidir. Geçmişte bu işle uzun yıllar uğraşmış tecrübeli ustaların yanında pişmek de önemlidir. Ancak bu şekilde ustaların yetişmesiyle masif parke sorunsuz olur. Ustaların masif parkeyi sorunsuz olarak döşemeleri, problemleri ortadan kaldıracaktır. İşleme hatası, döşeme hatası ve zeminin ayarlanmasındaki hatalar mutlak surette ortadan kaldırılmalıdır. Yapıştırıcının da kalitesi önemli bir husustur. Bir örnek vermek istiyorum; kayın parke döşenen bir evde su boruları patlamıştı. Parkeler suya maruz kalmıştı, ama fazla bir zarar görmediler. Çünkü parke iyi döşenmişti ve döşenen zemin kuru ve sağlamdı. Oluşan bazı ufak tefek zararlar ise sistire yapılarak kolayca düzeltildi. Sonuç olarak iyi bir ustalıkla yapıldığı için masif parke sudan bile fazla zarar görmedi.
20.11.2006
Şubat 2006 tarihinden itibaren atelyemiz faliyete geçmiştir.2006-2007 eğitim öğretim yılında öğrenci kayıdımız yapıldı.Şu an 12 kayıtlı öğrencimiz vardır.Mobilya imalatımız başlamıştır.İlk etapta okulumuzun ihtiyaclarını karşılamaktayız.Öğrencilerimizin eğitimi ilerledikce marketri,oymacılık,torna işlemelerinde çalışmalarımız olacaktır

24.11.2006
Öğretmenler gününde öğrencilerimiz öğretmenler odasına öğretmen dolabı yapıp hediye etmiştir.
24.11.2006
Tüm öğretmen arkadaşların öğretmenler gününü kutlarım.Saygılarımla.
Nihat ÜNLÜASLAN
Mob. ve Dek. Blm. Şefi
27.11.2006
15-18.01.2007 tarihinde bölümümüz sergi acacaktır.Öğrencilerimizin yapmış olduğu işler sergilenecektir.
Ebru ve hat sanatımıza sahip çıkalım.
Rahle
Üzerinde yazı yazmak, kitap okumak ve özellikle Kur'an-ı Kerim'in tilâvetine uygun olması için yapılmış küçük ve dar masa.
Üzerine Kur'an-ı Kerim, kitap vs. konulmasına müsait ve yanına oturup okumak için iki yandaki ayakları oymalı, kenar pervazları ve üzeri düz tahtadan yapılmış masa veya küçük sıraya "rahle" adı verilmektedir. Sade ve basit olanların yanında sedefli ve işlemelilerine de rastlamak mümkündür. Biribirine geçmiş iki tahtadan yapılanlarına "geçme rahle" denilir. Günümüzde eski camilerde ve bazı evlerde bu rahleler bulunmaktadır (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, III, 5).
Rahleler genelde iki çeşittir. Biri sabit ve üstü düz; diğeri açılıp kapanmaya uygun bir şekilde iki ayaktan oluşur ki, bu iki ayak açıldığında rahle, "X" şeklini alır. Osmanlılarda medreselerde müderrisler, muallimhanelerde de hocalar, yüksekçe bir minder üstüne oturarak ders verirler ve önlerinde, kitap koymak için düz bir rahle bulundururlardı.
Rahleler değişik dönemlerde çeşitli ağaçlardan yapılmıştır. Önceleri rahle yapımı oldukça önem arzeden bir sanattı. Hatta rahlelerin öd ağacından yapıldığı bile olmuştu. Bunun yanında, içlerinde ayetler ve hadislerin yazılı olduğu ve tuğra işlemesinin yapıldığı rahleler de vardı (Nureddin Rüştü Büngül, Eski Eserler Ansiklopedisi, İstanbul 1939, s. 190).
Özellikle Kur'an-ı Kerim'i -saygı nişânesi olarak- yerden yüksekçe bir yerde tutmak, rahatça okumak ve bir yerden diğer bir yere kolayca nakletmek amacı ile vücuda getirilen rahlelerin yapımında sanatkârlar öyle duygu ve düşüncelerle hareket ediyorlardı ki; rahlenin âdi bir marangozluk işi değil, adeta Kur'an-ı Kerim'e bir taht-ı revân olmasına gayret ediyorlardı. Çünkü ortada ilâhî bir kitap söz konusu idi. Bundan ötürü kendilerini tamamiyle sanatlarına vermişler, her biri diğerinden daha güzel iş yapmaya çalışmışlar, bu suretle de çok güzel eserler meydana getirmişlerdir (Cevdet Çulpan, Rahleler, İstanbul I968, s. III).
Yekpâre tahtadan, dişli geçme olarak, iki kanatlı, açılır kapanır tarzdaki ilk rahleler Anadolu Selçukluları zamanında yapılmıştır. Bilhassa XV. ve XVI. asırdan itibaren fildişi, sedef, abanoz, bağa vs. malzemeler kullanılarak geometrik şekillerde kafes oymalı (ajurlu) rahleler imal edilmiştir. Fildişi ve sedef işçiliği örneklerine daha sonraki dönemlerde rastlanmıştır. Rahleler üzerine zaman içinde, tekerlek, dörtgen, güneş vb. motifler işlenmiştir.
Kündekari
Kündekarinin kelime anlamı ince marangozluk işi, kıymetli ağaçların işlenmesi ve kavramak anlamına gelmektedir.
Kündekari sanatının ilk örneklerine 12.yy’da Halep, Mısır ve Anadolu’da rastlanır. Bu teknik daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar tarafından geliştirilmiştir.
Kündekari sanatının iki çeşidi vardır. Bunlar; hakiki kündekari ve taklit kündekari sanatıdır. Taklit kündekari sanatının da birçok çeşidi vardır. Kündekari sanatının estetiği ve sağlamlığı için birçok geçme tekniği kullanılmıştır. Bugüne kadar gelen tarihi eserler bu geçme teknikleri sayesinde orjinalliğini kaybetmemişlerdir.
Kündekari sanatında göze hitabet de çok önemlidir. Bunun için çeşitli yerli ve yabancı ağaçlar kullanılmıştır. Bu ağaçların özgül ağırlıkları ve nem dereceleri birbirinden farklı olduğu için kurutma işlemlerine tabi tutulurlar.
Kündekari tekniğinin uygulanması için çeşitli rendelerden faydalanılmıştır. Kündekari sanatı suyun ve havanın etkisine karşı çeşitli dayanım özelliği göstermiştir. Kündekari ile yapılan eserleri güzelleştirmek için çeşitli üstyüzey işlemleri uygulanmıştır. Tarihi mekanlara baktığımız da güzel kündekari örneklerini kolayca görebiliriz.

Mimar gözüyle ahşap
Mimar Hakan Kıran: " Ahşabı her alanda kullanmayı seviyorum. Ahşap, sadece geleneksel mimari eserlerin restorasyonunda ya da binaların ahşap dış cephe kaplamalarında değil modern mimari elemanlar olarak da kullanılmalı. Ahşap insan doğasına en uygun yaşamsal malzemelerden biridir. "
- Sayın Hakan Kıran, okuyucularımıza sizi tanıtabilir miyiz?
- Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni bitirdim. Ardından da restorasyon yüksek lisansı yaparak 1986'da mezun oldum. O günden beri de geleneksel mimari ve mondern mimari alanında çalışıyorum. Türkiye'de özellikle de İstanbul'da ahşap mimari alanında pek çok çalışma yaptım. Ahşabı her alanda kullanmayı seviyorum. Ahşap, sadece geleneksel mimari eserlerin restorasyonunda ya da binaların ahşap dış cephe kaplamalarında değil modern mimari elemanlar olarak da kullanılmalı. Ahşap insan doğasına en uygun yaşamsal malzemelerden biridir. Ahşabın mimari kullanımları ile ilgili araştırmalarım oldu. Finlandiya'ya yaptığım seyahatte ahşap teknolojileri ile ilgili ürünler hakkında bilgiler aldım. Finnforest firmasının teknolojisini ve ürünlerini gördüm. Açıkcası şuanda büyük açıklıkları çelik değil de ahşapla geçeceğimiz bir projemiz var. Teknolojik gelişmelerle ahşaba ciddi anlamda mukavemet ve dayanıklılık verilmiş. Öncelikle İstanbul'da ardından da Anadolu'da ahşap binaların restorasyonuna baktığımızda doğru restorasyon bilincinin olmadığını görüyoruz. Anıtlar kurulu veya belediye zorluyor ise, yakalanmaktan korkuluyorsa, ahşap kullanılıyor. Restore ettikleri yapının da niçin ahşaptan yapıldığını, nerede nasıl bir ahşap malzeme seçildiğini ahşapla en fazla iş yapan firmalar, arkadaşlarım bile çok az biliyorlar. Bu söylediğime çok belirgin örnekler de verebilirim; bugün birçok kişi ahşap görünümlü plastik malzemeleri kullandırmaya, kullanmaya çalışıyor ve görevlerini yerine getirdiğini düşünüyorlar. Bunun dışında ahşap binayı vinil kaplamalarla kaplamayıp daha insaflı olanlar ahşapla kaplıyorlar fakat bu kez altına strafor yerleştiriyorlar. Ahşabın altını ha straforla kaplayarak nefes almasını engellemişsiniz ha da plastik bir malzeme ile kaplamışsınız, ikisi de aynı şey. Ben kişisel olarak yanlış kullanımların mücadelesini vermeye çalışıyorum fakat insanların bilinçli olması, bu kültüre sahip olması gerekiyor. Belki de paranın kültürle doğru orantılı olmaması veya eğitimlerin bu kültürden eksik olması gibi nedenler de restorasyon çalışmalarındaki eksiklerin, yanlışların kaynağıdır. Araştırma yaptığım yalılarda da üzülerek gördüğüm, insanların uzun süre çalışarak zengin olup bir yalıda oturma hayallerini gerçekleştirirken birçok yanlışlık yaptıkları. Yalıda ya da ahşap bir evde oturmak sadece bir moda olarak görülüyor. Bu sebeple yapılan bina çoğu kez mimarisinde hatalar olan, yalı özelliği olmayan, insanların yetişmiş olduğu kırsal kesimdeki mimariyi yalı olarak uygulatmaya çalıştığı yapılar halini alıyor. Ortaya çıkan yapı aslında kırsal kesimdeki yapının kültürüne baktığınızda ona da uygun değil. Belki de yalıda yaşamak isteyen ne istediğini bilmiyor ve yapı bilinçsizce tamalanıyor. Yalının amacı deniz havasından yararlanmaktır. Yaşadığınız yapı içerisinde, rutubeti ile, hava alıp vermesi ile organizmanın bir parçası oluyorsunuz ve yapı sizin yaşam sürenizi belirliyor. Birçok kez böyle görülmüyor tabi ki, bina betonarme yapılıyor, en iyi sıvalarla, malzemelerle izolasyonlar yapılıyor daha sonra da üstü ahşapla kaplanıyor. Ben insanlara çoğu kez; biliyor musunuz? şuanda beton bir lahit yaptınız her tarafınızı örttünüz, yaşamsal bir alan değil bir ölüm mekanı yarattınız, o çok güzel boğaz havasından yararlanamıyorsunuz diyorum. Eğer bir de plastik doğramalar, pvc kaplamalar kullanmışsanız kanser etkisini gözardı dahi etseniz, tüm havayı kesmiş oluyorsunuz. Artık yok olmaya yüz tutmuş benim de sık kullandığım perlit var. "Niçin perlit kullanmıyorsunuz?" diye sorduğumda kimileri hiç tanmıyor kimileri ise kullanımının zor olduğunu söylüyor. İnsanların ormanda veya deniz kenarında ahşap veya taş binada yaşama nedenlerini iyi bilmeleri gerekir. İnsanları ikna etmede bir mimar güçlük çekebilir ama bir doktor sağlıkları ile ilgili ciddi farklılıkların ortaya çıktığını anlatırsa fikirlerinin değişmesinde daha etkin olabilir.
- Mimarlık eğtimi içinde ahşap mimari yeterince tanıtılıyor mu?
- Mimarlık eğitimini verenler de bizim insanlarımız. Ülkemizde cumhuriyetin temel amaçlarından biri olan kültürel devrim tamamlanamadı. İvmesini arttırmışken düşüşe geçti. İnsanlar niçin çalıştıklarını, niçin yaşadıkların unuttular. Biz bilmemezlikten değil bildiğimizi söylememezlik kötü yapılar yapmaya başladık, önem sıralarımızı değiştirdik dolayısı ile toplumsal bilinci, bilimsel bilinci ve mesleki bilinci yitirdik. Ben de mükemmelim diye bunu söylemiyorum. Belediyesi, kuralı, farklı dış etkiler de insanları farklı düşünmeye itiyor. Ahşabı anlatmak gerekiyor, bu aslında insanın herşeyi çok iyi tanıması anlamına geliyor. Biz de ahşap kullanıldığında yangın riski fazla diye bir endişe beliriyor. Yanmaya olan dayanımlar farklı olsa da bu risk betonarme için de, çelik için de geçerlidir. Teknolojiyi bizi tehdit edecek düzende değil de problemleri çözecek bir düzene kullandığımızda birçok sıkıntı çözülmüş olacaktır. Bugün hem ahşabın haber verme özelliği hem de yangın geçiktiricilerin etkisi ile ahşap yangın dayanımı olan bir malzemedir. Toplumsal bilinç, akademik bilinç gelişmezken ticari bilinç çok hızlı gelişiyor. Ahşap yapıp yağlı boya ile boyamakla plastik arasında fark yok. Bunları da doğru anlatmak gerekiyor. Teknolojiyi ahşabı daha sağlıklı kullanabilmek için geliştirmeliyiz. Emprenye etmenin ahşabı nasıl koruduğunu bilmeliyiz.
- Ahşap restorasyonlarında dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir? Eski ahşap yapılarla çalışmak bilgi birikiminize katkılar sağlıyor mu?
- Ahşaba yapı malzemesi dışında restorasyon bazında baktığınızda dönemle ilgili birçok bilgiye sahip oluyorsunuz. Bu yaşamsal niteliklerdeki özellikler olduğu gibi sanatla ilgili, insanların hayata bakış açısı ile ilgili özellikler de olabiliyor. Şuanda insanların bir yapıya verdiği değer sadece lokasyonla ve ekonomik durumları ile ilgili; kapalı garaj ve yüzme havuzları gibi değerlerdir. Daha önceki dönemlerde insanlar birbirleri ile mesajlaşmayı cep telefonu veya elektronik mektuplarla değil yapılarındaki farklılıklarla yapmışlar. Bu bazen onların ekonomik zenginliklerini, ama çoğu zaman kültürel büyümeyi göstermiş. Şuanda Balat'ta ofis olarak kullanacağımız bir binanın restorasyonunu yapıyoruz. Burada diğer çalışmalarımdan daha özgür çalışıyorum. İçinde kiriş olarak kullanılmış 7-8 metrelik meşe ağaçları var. 1800'lü yıllardan bugüne dek hala fonksiyonunu yitirmemiş bu ahşap kiriş karşısında insan hayranlığını gizleyemiyor. Ahşabı sadece restorasyon elemanı olarak görmemek lazım. Ahşabı yaşamımızın her alanında mobilyadan yapı teknolojisine geniş bir yelpazede kullanmalıyız. Yeni teknolojilerle geliştirilmiş ahşabı yeniden tanımak lazım. Bunu yaptğımız takdirde modern mimari içerisinde ahşapla olağanüstü yapılar yapabiliriz. Bu bize ne kazandırdı dersek? Estetik, kültür ve kendi geleceğimizle ilgili yapılanmayı kazanmış oluruz. Eski zamandaki görsel güzellikler biraz daha ortaya çıkmış olur, ustalık, sanat gibi yaklaşımlar, mühendislik kavramında farklı yapılanmalar hem çeliğin hem de betonarmenin kullanımına olumlu dönüşümler sağlayabilir. Bana sorarsanız ahşabın en enterasan yanı ahşabı tanırken diğer yapı malzemelerini daha iyi tanıyabilmenizi sağlamasıdır. Ben ahşapla inşa edilmeyecek yapılar üzerinde çalışırken direngi noktam öncelikle ahşapla yaptığım çalışmadır. Çünkü ahşap insana detayı öğretiyor, dolayısıyla sadece projeyi çizen değil uygulayan oluyorsunuz. Ahşap gibi bir malzemede ustanın insiyatifine bırakacağınız bir nokta yok. Ahşapla çalışmaya başladığınızda o işi sonuçlandırmak istiyorsunuz. Bileşen elemanları olan malzeme ile çalışmak bize daha detaycı ve eleştirici bir bakış açısı kazandıracaktır. Ahşabı öğrenirken öğrendiklerimi de anlatmaya çalıştım. Ahşabı gerçek anlamda restorasyon eğitimim sırasında değil bir restorasyon çalışmasında yalı sökülürken öğrendim. Yapı aslında bir sistem, bunu bir yalının sökülmesinde daha da net görebiliyorsunuz. Bu sistemi kavradığınızda, bir elemanı diğerine bağlamayı, iki elemanın kesişmesini, profil vermeyi yani detaydan tümevarımı görüyorsunuz. Her restorasyonda birçok şey yaşadık ama bir anı olarak söylersem, ilk restorasyonunu yaptığım yalılardan birinde meşe ana bir kirişi dışarıya çıkardık, ertesi gün geldiğimde bir toz yığını ile karşılaştım, hava ile temas edince birden toza dönmüştü. Ahşap insan gibi değişim gösteren bir malzeme, ahşap insanla birlikte yaşarken aslında insana uyum sağlıyor fakat biz onu görmüyoruz. Ahşapla ilk tanışıklığımın olduğu zamanlarda Florya'da bir çalışmam oldu. O zamanlar deprem tehlikesi de bugünkü kadar bilinmiyordu. Bu binanın dekorasyonu benden istendi. Binayı incelediğimde çok sağlam olmadığını ve çatı katnın da çatladığını gördüm. Önerim bu çok katlı apartmanın üstüne binaya da çok ağırlık vermeyecek bir asma ahşap kat yapmak oldu. İkna etmekte biraz zorlandım ama sonuçta ahşap bir asma katın onayını aldık. Bildiğimiz makas sistemler, ahşap çelik bağlantı elemanları, gergilerle yapıyı betonarme bina üzerine oturttuk. Dışını ahşapla kapladık, çatı pencereleri ile çok güzel bir kat yaptık. Bugün, evsahibi 12 yıl öncesinde böyle bir yapı yaptırdığı için çok mutlu olduğunu, betonarme olan alt katta yaşamadığını ve artık tamamen ahşap katı kullandığını söylüyor.
- Kültürümüzde ahşap yapıların yeri büyük. Türkiye'de gelecek nesillerin ahşap çok katlı binalarda yaşama olasılığı var mı?
- Ahşabı bugün betonarme ile veya çelik ile
birleştirebilirsiniz. Çok katlı bir binanın
tamamen ahşap olması gerekli değil ama
duvarlarında, çatıda, pencerede ahşabı doğru
kullanamak da yeterli. Orman içindeki ahşap
sitelerde de bugün yanlış mantıklar var. Bu
yapıları önce orman evleri olarak tanıttılar
ve ciddi anlamda dış pazara para akışımız
oldu. Osmanlı'nın mimari kültüründen bugünlere
baktığımızda biz ciddi anlamda herşeyi
yaratmışız, filizlendirmişiz şimdi onları
Avrupa'dan satın alıyoruz. Biz neyiz? Ne ile
tanınacak bir mimarız, mühendisiz? Bir zaman
ytong üstü ahşap kaplamalı evlere dönüldü.
Amerikalılar'ın beşinci ekonomik sınıftaki
insanlarının kullandığı plastik elemanları biz
milyon dolarlık evlerde kullanmaya başladık.
Şimdilerde şehrin çok dışında sitelerde ahşap
görüntülü amerikan dış cephe kaplamaları
kullanılıyor. Her yanımız elma ağaçları ile
çevrili ama biz içinde elma vitaminleri olan
hap yutuyoruz. Bu tamamen mantık almayan bir
iş. Şuanda İstanbul'da çok önemli bir yapı
yapıyoruz ahşap çok enterasan yerlerde
nedenleri açık olarak kullanılıyor, doğru
tanıtırsak ses getireceğine inandığımız,
insanlara ahşabı anlatacak yeni projelerimiz
tüm hızıyla sürüyor.




